EGEMENLİK MİLLETİNDİR!


EGEMENLİK
KAYITSIZ ŞARTSIZ MİLLETİNDİR
**SİTEMİZİN ANDROİD UYGULAMASI
Üyelik Girişi
MENGÜ SİTE :

“BİZ” OLMA MANİFESTOSU – III

  www.globalidilaltay.com

         “Millete hizmet etmek için elinden ne geliyorsa, önce onunla işe başla.” İsmail Gaspıralı           

“BİZ”   OLMA MANİFESTOSU – III

DEVLETLERDEN ÖNCE SİVİL EŞLER BULUŞMALI

 

Özellikle Türkiye’de ve belli ölçüde diğer Türk Cumhuriyetlerinde, emperyalist güçlerle işbirliğine girmiş olan, büyük bir sadakat, samimiyet ve güven krizi yaratan, egemen sınıfı elinde tutma biçimleri ciltlerce kitaba konu olan, yandaşçı, kadrocu ve ne yazık ki, etnik kafatasçı olan sınıfın, alaşağı edilmesi zamanı gelmiş ve geçmiştir. Bunu başarmak ve emperyalizme karşı koymak, tarihin bu aşamasında millî devlet sınırları içinde kalarak artık mümkün değildir.

 

Nasıl ki, Batılı devletler ve Batı dünyasının halkları, sivil toplum kuruluşları (NGO) birleşerek birlikte hareket ediyorlarsa (Washington, Londra, Paris, Tel Aviv Dörtlüsü önderliğinde); şimdilerde Rusya da, Çin ile ve hatta Almanya ile ortaklık peşindedir. Öyleyse bizim de, İdil-Altay Cephesi’nde bunu yapmamız, yeni bir Küresel Örgütlenme modeli yaratmamız, varlık sebebimiz haline gelmiştir. Tarih, bu aşamada artık direnemeyeceğimiz, bu tür bir küresel olgunlaşma sürecini önümüze çıkarmıştır. Bu noktada çekingenlik yapmak, yavaştan almak, kararsız olmak, zamanı uzatmaktan ve ülkeyi zora sokmaktan başka işe yaramayacaktır.

 

Bugün bizi yeniden düze çıkaracak ve tarihin aktörü yapacak yol, millîliği tek formül olarak gören Türkçülük ideolojinin, bir ileri aşaması olan “Küresel Anadolu-İdil-Altay Birliği” yaklaşımının hayata geçirilmesidir. Tarihten biliyoruz ki, Karl Marx, tek ülkede sosyalizmin olamayacağını söylemiş, bunu reddeden Stalin ise, ideolojinin ve insanlığın felaketine yol açmıştır. Bizim için de, ne yazık ki, artık tek ülkede millî devlet dönemi tıkanmıştır, bunda ısrarcı olmak yanlış olacaktır.

 

Aslında bu tıkanma dönemi, 1939 yılında NATO öncesinde ABD ile yapılan anlaşma ile başlatılmıştır. Adı Türkiye olan, ama egemeninin Türk olmadığı her geçen gün iyice anlaşılan bir ülkede yaşayıp, başımıza neden bunlar geliyor demek saçmadır. Egemenlik milletindir, ancak tek ülkede ve egemen sınıfı elinde tutan Türk gücü olarak yeniden var olmaksa, bu aşamada artık hiç kolay değildir.

 

Daha büyük düşünüp, daha etkili bir mücadeleye girişmek zorundayız. Benim inandığım ve aklımın kabul ettiği, Atatürk’ün ve diğer Türk liderlerinin de ideolojisi olan Türkçülük ideolojisine dört elle sarılmaktır. Ancak peşinen kabul etmeliyiz ki, Türkçülük ideolojisi, artık ne Enver Paşa’nın kafasındaki yarı-hayal Turan idealidir, ne de Yusuf Akçura’nın tanımladığı Millî Devlet’tir.

 

Millî Devlet kurulmuş, büyük ölçüde amacını da gerçekleştirmiştir ve dolayısıyla bu küresel koşulların da zorlamasıyla tıkanmıştır. Bugün millî devletimiz, emperyalizmin ağır bir güdüm ve kullanım alanı haline gelmiştir. Milli ideolojimiz ise, her yönden ağır bir saldırı ile kuşatılmıştır. Oysa koruyamadığımız Kemalizm, Türkçülük ideolojisinin pratiğe yansıyan en kıymetli parçasıdır.

 

Öyleyse biz de, milli ideolojiyi bir üst aşamaya taşımak zorundayız. Bu da ancak hem tarih ve amaç birliği anlamında bizi “millet” tanımlaması içinde bağrına basacak, hem de çağın en etkili siyasal-iktisadi akımı olan Küresellik sınırlarına yükseltecek olan “Küresel Anadolu-İdil-Altay İdeolojisi” ve gerçekleşmesi için çaba harcayacağımız “Küresel Anadolu-İdil-Altay Birliği”dir.

 

Bunu iki koldan, yani bir yandan Türk Birliği ve diğer yandan aynı anda genişleyerek Anadolu-İdil-Ural-Altay Birliği projesi olarak, iki sarmal yapıda, on yıl içinde, 2023'te hayata geçirmek gerekmektedir. Geniş coğrafyadaki dil farklılığı, aynı kök olduğu için en fazla üç-beş ayda halledilecek bir meseledir, buna Latince alfabe ile uzak akraba dili Japonca bile dâhildir. Ama asıl kendi milli devletlerimizin içyapısını koruyarak, Avrupa Birliği modelinin bir üst biçimi içinde buluşmalıyız.

 

Yalnız, hatırdan hiç çıkarmayalım ki:

Bu projedeki “Biz” devlet değil, ”Millet” karşılığındadır ve Sivil Toplum demektir: Verilecek çaba, devlet odaklı değil, toplum odaklı bir mücadeleyi ifade etmektedir. Bu yoğun mücadele ve çalışma boyunca, kendimizi devletin yerine koymanın, başımızı belaya sokmaktan başka bir işe yaramayacağı açıktır. Her ne yapıyorsak, bu aşamada sivil toplum girişimi olarak yapmak zorundayız.

 

Devlet, asıl olarak iktidar, bize ne kadar sahip çıkar, imkân tanırsa teşekkür etmekten başka seçeneğimiz yoktur. Halen yürütülen bazı çalışmalar, Bakanlıklardan izinle gerçekleştirilmiş ve kendilerine izin verilmiştir. Zaten bu projenin önündeki en büyük engel de, şu anda Batı güdümünde bulunan ve yönü Batı’ya dönük olan Türkiye Cumhuriyeti iktidarı ve egemenleridir.

 

Ancak sivil inisiyatif olarak, üstte saydığım gibi, çok başarılı çalışmalar da yapılmaktadır; gençlik çalışmalarında 7 Devlet ve 10 Özerk Cumhuriyet ile ortak çalışmalar yürütülüyor, şehircilik çalışmaları yine başarılı bir doku sağlamaktadır, iktisadi ve akademik alanda devam eden çalışmalar hayli önemlidir. Bütün bu gayrete rağmen, sonuç veren etkili bir proje olabilmesi için, yapılan çalışmaların birbiriyle eşgüdüm içinde olması, gelişi güzel değil, planlı, programlı ve asıl nitelikli olması, ayrıca bu örneklerin her alanda çoğalması, yani yüzlerce sayıya ulaşması lazımdır.

 

Bu yoğun çalışma sürecinde, çok arzulanan Avrupa Birliği benzeri bir siyasal birliğe geçilmeden önceki süreç olarak, milletin gerçekleştirdiği KÖPRÜ KURMA ve inşa edilen köprülerle mevcut engelleri geçme, duvarları aşma girişimi gerçekleştirilecektir. Bunun için de, bütün sivil dokunun ilmek ilmek örülmesi şarttır, yani her alanda işbirliği ve standart birliği kurulacaktır. Zaten bunun ön-çalışması da, çok güven ve gurur verici olarak dört bir yandan başlatılmıştır.

 

Bu durumda, bir tek böyle yoğun bir çabanın sonucunda, tarih de artık ‘kendiliğinden’ olgunlaşacak ve bizi aktörleştirecektir. Bunun başka bir yolla olmasını beklemek, zannımca Suudi Arabistan’ın kendiliğinden lâik olmasını beklemek ile aynıdır. İlgi duyan samimi herkes, her alanda KÖPRÜ KURMA gönüllüsü olmalıdır, bütün meslek, sanat, bilim kurumları, dernekler, eczacılar, kimyacılar, öğretmenler, doktorlar, gençler, anneler, dağcılar, yüzücüler……, evet herkes.

 

Herkes, her bir sivil hücre, her bir sivil doku, 7 Devlet, 10 Özerk Cumhuriyet ve 77 Boydaki Türklerle, Macaristan'daki Hunlarla, bu da yetmez Moğolistan, Japonya ve Koreler'deki akrabalarla, yani tüm İdil-Ural-Altay kökenlilerle ve bu bağlamda ABD Yerlileriyle, kendi sivil eşini yaratmalı ve onlarla KÖPRÜLER kurmalıdır. Her alanda, standartlaşmaya, buluşmaya, birleşmeye giden, engelleri, duvarları aşabilen KÖPRÜLER inşa edilmelidir.

 

Biz safça, bunu yapmasını yıllardır devletten bekledik durduk, devlet de, kâh gücü buna yettiği için, kâh iktidar güçlerinin, egemenlerin ve emperyalist-işbirlikçi yabancı-yerli düşmanların planına göre, bizim için başka birliktelikleri uygun gördü. Ben de diyorum ki, hadi Türk Milleti, kendi sivil eşini, sivil güç olarak kendin bul, kendi küresel sivil birliğini kendin yarat, Anadolu-İdil-Ural-Altay’a köprüler kur, kendi seçeneğinle Küresel Millet ol.

 

Tembelliği ve umut tacirliğini bırakalım, kendimiz çılgın gibi çalışalım, sistem kurucu, proje üretici olalım. Artık büyük bir beyin gücüne sahibiz, çok fazla okumuş insanımız var, çok fazla dinamik nüfusumuz var. Karar verelim, niyet edelim, çalışmaya koyulalım, çalışanlara ulaşalım, bilgi ve deneyimlerimizi inanç duyarak paylaşalım (gizlememiz gerekenleri ortaya saçmamak koşuluyla tabii).

 

Türkçü akımın büyük liderlerinden İsmail Gaspıralı bize yolu göstermiştir: “Millete hizmet etmek istiyorsan, önce elinden gelenle işe başla.” Şimdi daha büyük düşünüp, daha etkili bir mücadeleye girişmek zorundayız. Benim inandığım ve aklımın kabul ettiği, Atatürk’ün ve diğer Türk liderlerinin de ideolojisi olan Türkçülük ideolojisine dört elle sarılmaktır. Ancak peşinen kabul etmeliyiz ki, Türkçülük ideolojisi, artık ne Enver Paşa’nın Turan idealidir, ne de Yusuf Akçura’nın tanımladığı Millî Devlet’tir.

 

Millî Devlet, büyük ölçüde amacını gerçekleştirmiş ve dolayısıyla bu küresel koşulların da zorlamasıyla tıkanmıştır. Bugün emperyalizmin ağır bir güdümleme alanı haline gelmiştir. Öyleyse biz de, ideolojiyi bir üst aşamaya taşımak zorundayız. Bu da ancak hem tarih ve amaç birliği anlamında bizi “millet” tanımlaması içinde bağrına basacak, hem de çağın en etkili siyasal-iktisadi akımı olan Küresellik sınırlarına yükseltecek olan “Küresel Anadolu-İdil-Altay İdeolojisi” ve gerçekleşmesi için çaba harcayacağımız “Küresel Anadolu-İdil-Altay Birliği”dir.

 

Bunu iki koldan, yani bir yandan Türk Birliği ve diğer yandan aynı anda genişleyerek Küresel Anadolu-İdil-Altay Birliği projesi olarak, iki sarmal yapıda, on yıl içinde, 2023'te hayata geçirmek gerekmektedir. Geniş coğrafyadaki dil farklılığı, aynı kök olduğu için en fazla üç-beş ayda halledilecek bir meseledir, evet buna Latince alfabe ile uzak akraba dili Japonca bile dâhildir.

 

Bir kez daha vurguluyorum ve affınızla tekrarlıyorum:

“Biz” devlet değil, ”Millet” karşılığındadır ve Sivil Toplum demektir: Bu çaba, devlet odaklı değil, toplum odaklı bir mücadeleyi ifade etmektedir. Bu yoğun mücadele ve çalışma boyunca, kendimizi devletin yerine koymak, başımızı belaya sokmaktan başka bir işe yaramaz. Her ne yapıyorsak, bu aşamada sivil toplum girişimi olarak yapmak zorundayız.

 

Devlet, iktidar, bize ne kadar sahip çıkar, imkân tanırsa teşekkür etmekten başka seçeneğimiz yoktur. Halen yürütülen bazı çalışmalar, Bakanlıklardan izinle gerçekleştirilmiş ve kendilerine izin verilmiştir. Zaten bu projenin önündeki bir engel de, Batı güdümündeki Türkiye Devleti ve asıl olarak egemenleridir.  

 

Ancak sivil inisiyatif olarak, üstte saydığım gibi, çok başarılı çalışmalar da yapılmaktadır; gençlik çalışmalarında 7 Devlet, 10 Özerk Cumhuriyet ve hatta 77 Boy ile ortak çalışmalar yürütülüyor; örneğin şehircilik çalışmaları başarılı bir doku sağlamaktadır, iktisadi ve akademik alanda devam eden çalışmalar hayli önemlidir. Bütün bu gayrete rağmen, sonuç veren etkili bir proje olabilmesi için gelişi güzel değil, planlı – programlı olması ve bu örneklerin de her alanda sağlanması, yani binlerce olması lazımdır.

 

Bir anlamda, çok arzulanan Avrupa Birliği benzeri bir siyasal birliğe geçilmeden önceki süreç olarak, milletin gerçekleştirdiği KÖPRÜ KURMA ve inşa edilen köprülerle mevcut engelleri geçme, duvarları aşma girişimi gerçekleştirilecektir. Bunun için de, bütün sivil dokunun ilmek ilmek örülmesi gereklidir, yani her alanda işbirliği ve standart birliği kurulacaktır. Zaten bunun ön-çalışması da, dört bir yandan başlatılmıştır.

 

Bu durumda,  bir tek böyle yoğun bir çabanın sonucunda, tarih de artık ‘kendiliğinden’ olgunlaşacak ve bizi aktörleştirecektir. Bunun başka bir yolla olmasını beklemek, zannımca Suudi Arabistan’ın kendiliğinden lâik olmasını beklemek ile aynıdır.

 

Bu büyük davaya inanan herkes, her alanda KÖPRÜ KURMA gönüllüsü olmalıdır, bütün meslek, sanat, bilim kurumları, dernekler, eczacılar, kimyacılar, öğretmenler, doktorlar, gençler, anneler, dağcılar, yüzücüler……., evet herkes. 

 

Herkes, her bir sivil hücre, her bir sivil doku, 7 Devlet ve 10 Özerk Cumhuriyet ve 77 Boydaki Türk eşini bulmalıdır; bu da yetmez Macaristan'daki Hun Türkleri, Moğolistan,  Japonya ve Koreler'deki akrabalar tekrar keşfedilmelidir; yani Türkler, tüm İdil-Ural-Altaylılardaki ve hatta ABD Yerlilerindeki kendi sivil eşini bulmalı ve onlarla KÖPRÜLER kurmalıdır. Her alanda, standartlaşmaya, buluşmaya, birleşmeye giden, engelleri, duvarları aşabilen KÖPRÜLER inşa edilmelidir.

 

Biz safça, bunu yapmasını yıllardır devletten bekledik, devlet de, iktidarın ve egemenlerin planına göre başka birliktelikleri uygun gördü. Ben de diyorum ki, hadi Türk Milleti, kendi sivil eşini, sivil güç olarak kendin bul, kendi küresel sivil birliğini yarat, Anadolu-İdil-Altay coğrafyasında karşılıklı işleyen köprüler kur, kendi seçeneğinle Küresel Millet ol.

 

Tembelliği bırakalım, çılgın gibi çalışalım, sistem kurucu, proje üretici olalım, çok önemli bir beyin gücüne sahibiz artık, çok fazla okumuş insanımız var, çok fazla dinamik nüfusumuz var, niyet edelim, bilgi ve deneyimlerimizi paylaşalım (gizlememiz gerekenleri ortaya saçmamak koşuluyla tabii).

 

Evet tam da Gaspıralı’nın dediği gibi “Millete hizmet etmek istiyorsan, önce elinden gelen işle başla” kendin ol, yani sivil toplum olarak davran, kendini Devlet ya da iktidar sanma.  Önce kendine güven ve Anadolu-İdil-Ural-Altay dünyasıyla bütünleş, oradan güç al, orada yeni dostlar, arkadaşlar, kardeşler bul, ufkun ve gücün artsın. 

 

Bizim yeni Misak-ı Milli'miz, ANADOLU-İDİL-URAL-ALTAY'DIR. Anadolu-İdil-Ural-Altay'da, tarihi koşulların önümüze çıkardığı engelleri aşacak yeni KÖPRÜLER kuralım. Bunu birlikte yapacak değerli dostlar edinelim.

 

Doç. Dr. Betül Karagöz

Küresel Anadolu-İdil-Altay Sivil Hareketi Kurucusu

Alternatif Küreselleşmeci 

               

                                        www.globalidilaltay.com


Yorumlar - Yorum Yaz


Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam11
Toplam Ziyaret111827