EGEMENLİK MİLLETİNDİR!


EGEMENLİK
KAYITSIZ ŞARTSIZ MİLLETİNDİR
**SİTEMİZİN ANDROİD UYGULAMASI
Üyelik Girişi
MENGÜ SİTE :

MACARİSTAN ve TURANCILIK

 MACARİSTAN ve TURANCILIK

 PROF. DR. ANIL ÇEÇEN

      

Dünyanın en küçük kıtası olan Avrupa'nın orta bölgeleri, kenar bölgelerindeki gelişmelerden daha çok etkilendiği için, Macaristan bir orta Avrupa devleti olarak tarihin her aşamasında önemli siyasal gelişmelere sahne olmuştur. Avrupa kıtası üzerindeki yeni devlet oluşumları öncelikle merkezi bölgeleri etkilediği için, Macarlar sürekli olarak, başka devletlerin hegemonya ve emperyalizm arayışlarının tehdidi altında kalmışlardır.

Bizanslılar tarafından, Türklerin kralı olarak ilan edilen Macaristan Devletinin kurucu kralı Geza ve oğlu İstvan zamanlarında Macar Krallığı; Adriyatik’ten, Tuna boylarına kadar uzanan doğu Avrupa ülkelerini, bir anlamda Balkanları sınırları içerisine almıştır. Macar Krallığı, Avrupa’nın ortalarından, doğu bölgelerine kadar uzanan önemli bir devlet olarak, 1200’lü yıllarda en parlak dönemini yaşamıştır.

Bizans İmparatorluğu gerilerken, Bizansın Balkan bölgeleri Macarların kontrolü altına geçmiştir. Osmanlıların, Balkanlara yerleşmelerinden önce, Doğu Avrupa üç yüzyıla yakın bir zaman Macar Devletinin denetimi altında kalmıştır. Bir İslam devleti olan Osmanlılar, Balkanlara girdiğinde Vatikan'ın yönlendirmesi altındaki Hıristiyan Macar Devleti, yine de Balkanlar’da Müslümanların yerleşimlerini sağlayarak, bu bölgede yeni bir dinler ve devletlerarası denge oluşturmuştur. Daha sonraki aşamada XIII.yüzyıl sonra­sında, Türk asıllı Hıristiyan Macarlar ile Türk asıllı Müslüman Osmanlılar, Balkanlarda karşı karşıya gelmişlerdir.

Macar Krallığı, Osmanlı Türklerinin Balkan­lar’da Bosna, Arnavutluk ve Kosova gibi Müslüman bölgeler üzerinden etkinliğini artırması üzerine, geri çekilmek durumunda kalmış ve bu aşamadan son­ra daha çok Hıristiyan Avrupa'nın sorunları ile uğraşmak zorunda bırakılmıştır. XV. Yüzyıldan itibaren, Avrupa'da Rönesans ve Reform hareketlerinin devreye girmesi, en çok Macaristan'ı etkilemiştir.

Katolik Vatikan'ın baskı­larıyla yönetilen bu devlet, zaman içerisinde yeni bir Protestanlığın doğu­şunu kendi içinde yaşamıştır. Luther ve Calven, Vatikan ile uğra­şırken, Protestanlık bütün Avrupa'ya yayılmış ve Macaristan'daki Katolik yönetim de Protestanları ezerken, Osmanlı İmparatorluğu 1526 yılında Macaristan’a girmiş ve Türk asıllı devlet üzerinde, Müslüman Türk yönetimini kurmuştur. Böylece, Macar Krallığına son verilmiş ise de, aslında bir yandan da Macarlar Katolik Vatikan baskısından kurtarılmıştır.

29 Ağustos 1526'da Mohaç Meydan Savaşı’nı kazanan Kanuni Sultan Süleyman, Budin Kalesini ele geçirerek, bağımsız Macar Krallığını Osmanlı’nın eyaletine dönüştürmüş ve Avusturya’ya yönelmiştir. İki kez Viyana kuşatmasına rağmen, Viyana Osmanlılar tarafından alınamamıştır.

Ancak Macaristan'daki Osmanlı egemenliği, bu ülkenin kontrolü altındaki Balkan ülkelerinin Macar yönetiminden Osmanlı yönetimine geçişini sağlamış, ayrıca Katolik Vatikan baskılarını önlediği için de, Osmanlıların bu ülkede yayılmasının önünü açmıştır. Viyana’yı kuşatmasıyla, Orta Avrupa'daki Müslüman Osmanlı baskısı, Katolik Vatikan'ın hegemonyasını sona erdirmiştir, ama Osmanlıların oluşturdukları bu karşı denge ortamında, bu kez de Protestanlık Avrupa kıtasına yayılmıştır.

Osmanlı İmparatorluğu’nun, Orta Avrupa'daki hakimiyeti, bütünüyle Vatikan'ın kontrolünde bir Hıristiyan Katolik Avrupa yapılanmasını önlerken; Vatikan da, Osmanlı Devletini, doğu bölgelerinde köşeye sıkıştırmıştır. Vatikan, gelecekte İslam dünyasını bölmek üzere, İran ve Kafkasya bölgesi üzerinden açıkça  Şii yayılmasını desteklemiştir. Avrupa kıtası Protestanlığın örgütlenmesiyle ikiye bölünürken, Osmanlı Devleti'nin doğu bölgesindeki komşusu olan İran ile gelecekte bir araya gelmemesi için, yeni bir oluşum olarak Şiilik desteklenmiştir.

Avrupa kıtasında Protestanlığın başlaması ile birlikte, Hırıistiyan inançlı Türk devleti Macaristan, Müslüman Osmanlı Türk Devleti ile karşı karşıya kalmıştır. Aynı süreçte, İslam dünyası Şiiliğin yükselişi ile ikiye bölünerek, Osmanlı Türk Devleti’ni, Avusturya ve Macaristan'dan geri çekilmek zorunda bırakmıştır. Din üzerinden geliştirilen stratejiler her zaman etkili olmuştur.

Hazar'ın kuzeyinden Avrupa'nın ortalarına giderek Macar krallığını kuran Türk boyları ile yine Hazar Devleti sonrasında, Anadolu ve Avrasya bölgesindeki Türk Devleti olan Osmanlı İmparatorluğu’nu kuran Türk boyları, tarihsel kesişme noktasında, ancak 1526–1699 tarihleri arasında ortak devlet bir­likteliğini yaşayabilmişlerdir; sadece 173 yıl.

Orta Avrupa Türk devleti ile ön Asya Türk devleti, tarihin belirli bir dönemecinde, ortak bir çatı altında yer almış ise de, daha sonraki aşamada kıtasal gelişmeler yüzünden ayrılmak durumunda kalmıştır. Bir buçuk yüzyıllık birliktelik, daha sonraki dönemler için, her zaman güçlü bir başlangıç imgesi ve  ön-deneyim oluşturmuştur. Bu algı, bugün de geçerlidir. Dünya değişirken, Asya kökenli Türk boyları da, ortak bir dayanışma içerisinde yeni bir gelecek arayışı içine girmişlerdir.

Avrupa ile Asya arasında yer alan orta ve doğu Avrupa bölgeleri ile Balkanlar, Anadolu ve Kafkasya bölgeleri, Türk kökenli grupların tarihsel yayılma bölgeleri olarak öne çıktığı için, Macar Krallığı, Osmanlı Devleti ya da Türkiye Cumhuriyeti gibi siyasal yapılanmalar bazen tarih sahnesinde öne çıkarak, hep bu bölgelerin halkları arasındaki siyasal gelişmeler ya da örgütlenmeler olarak gündeme gelmiştir.

Macar Krallığı sonrasında, doğu Avrupa'da etkili olan Osmanlı İmparatorluğu geri çekilmek zorunda kalınca, devreye Avusturya girmiş ve Macarlar ile birleşerek Avusturya- Macaristan İmparatorluğunu kurmuşlardır. Turan kökenli Macarlar, Germen asıllı Avusturyalılar ile ortak bir devlete yönelince, eski siyasal ortak olan Osmanlılara karşı bir konuma gelmişler, bu nedenle de; zaman zaman doğu Avrupa sorunları çerçevesinde karşılıklı olarak savaşmak durumunda kalmışlardır.

Fransız Devrimi bütün Avrupa kıtasını sarsınca, Avrupa ülkelerinde krallıklardan ulus-devletlere geçiş gündeme gelmiştir. Bu nedenle Macarlar ile Avusturyalılar da sonuçta birbirleriyle savaşmışlardır. Osmanlı sonrasında ise, Balkanlar'da Avusturya hegemonyasının kurulması, Prusya tarafından da desteklenmiş, Macarlar isyan etmelerine rağmen, Avusturya önderliğinde ikili imparatorluk içinde mecburen kalmışlardır.

1848 ihtilalinin başarıya ulaşamaması üzerine, Macarlar yine Avusturya’ya bağlı kalmışlar ama bu duruma tepki olarak da Macaristan'da, ciddi bir milliyetçilik, Hun milliyetçiliği akımı ortaya çıkmıştır. Germen asıllı Avusturyalılara bağımlı kalmak istemeyen Turan kökenli Macarlar, eskisi gibi kendi bağımsız siyasi düzenlerini oluşturmak uğruna, siyasal mücadelelerini yürütmüşlerdir.

Orta Avrupa'da, Prusya Devleti’nin kuruluşu ile artan Germen etkisi ve Balkanlar’da giderek artan Slav topluluklarının çoğalan nüfusu karşısında, Macarlar eskisi gibi bağımsız bir gelecek aramağa başladıklarında, Germen ve Slav topluluklarına karşı kendi güçlerini gelecekte yeniden oluşturabi­lecek bir "Turancılık" arayışı içine girmişlerdir.

Germenler'den ve Slav'lardan farklı olduklarını gören Macar Hun milliyetçileri, orta çağda orta Avru­pa'da kurdukları bağımsız büyük Macar devletini yeniden kurma yönünde harakete geçmişlerdir. Artan Germen ve Slav nüfuzlarına karşılık güçlü bir Macar Devletini yeniden gündeme getirmek doğrultusunda, Macar Hun milliyetçiliğini “Turancılığa” dönüştürmüşlerdir.

Slav ve Germen toplulukları arasında sıkışıp kalan Turan kökenli Macarlar, bu bağlamda; yaşadıkları ülkenin Avrupanın ortasında bir ada devlete dönüşmesi noktasında, uluslaşma sürecinin etkisiyle bir çıkış noktası aramışlar ve tek çıkar yol olarak da, kendilerinin gel­diği Turan bölgesinin Türk asıllı topluluklarıyla yakınlaşma ve dayanışma arayışı içerisine girmişlerdir. 1848 yılındaki ulus devlet olma hareketi başarısız kalınca, on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısından sonra Macarlar, Turancılığı gündeme getirerek, Slav ve Germen topluluklarına karşı bir büyük Turan dayanışmasına girişmişlerdir.

Ulus devlet döneminde, Macaristan'da Turancı bir çizgide milliyetçilik hareketleri hızla gelişirken, bu ülkede yaşayan bazı Hıristiyan unsurlar ile Yahudiler, Avusturya ile dayanışmayı güçlendirmişlerdir. Böylece, Macar milliyetçiliğini dengeleyerek ve bu ülkenin doğuya kayarak bir Turan macerasına girişmesinin önünü kesmeğe çalışmışlardır.

Avusturya devletinin çok uluslu bir yapıya sahip olması, ortada bir Avusturya ulusunun var olmamasının yanı sıra, bu ülkedeki Katolik ve Yahudi unsurlar da, Macaristan'ın Avrupa'da kalarak Avusturya ile dengelenmesini istemişlerdir. Böylece  Turan planına karşı bir önlem olarak, Macaristan'ı değil Avusturya’yı desteklemişledir.

Birinci Dünya Savaşı sırasında, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun, Almanya, Bulgaristan ve Osmanlı Devleti ile beraber hareket etmesi sonucunda; Macar Turancılığı, Macaristan-Bulgaristan ve Osmanlı Devletleri arasında bir Türk asıllı ülkeler dayanışması geliştirerek, İngiliz, Alman Rus emperyalizmlerine karşı yeni bir dengeyi, doğu Avrupa üzerinden Turan bölgesine yönlendirmeğe kalkışmıştır.

Macar Turancılığının bu dönemde aktif olduğu bilinmektedir. Rus emperyalizminin öncülüğündeki bir Panslavizmin doğu Avrupa’yı etkisi altına almaması ya da Prusya'nın öncülüğündeki bir  Pangermenizmin, doğu Avrupa kıtasının ortasında bir "Büyük Alman İmparatorluğu" yaratmaması amacıyla, Macar Hun milliyetçileri de Panturanizmi, Slav ve Germen hegemonya arayışlarına karşı denge arayışısı olarak devreye sokmaya çalışmışlardır.

 Doğu Avrupa’nın bu yeni yapılanmasında, Panslavizm ve Pangermenizm çekişmesi tırmanırken, Macarlar kendi ada devletinde sıkışıp kalmamak ve nüfuzca erimemek üzere, Panturanizmi bir kurtarıcı olarak görmeğe başlamışlardır.

Birinci Dünya Savaşı sürecinde, Macaristan Turancılık ile büyümeğe çalışırken, savaşı Almanya'nın kaybetmesi üzerine, tıpkı Osmanlı Devleti gibi yıkılmış, parçalanmış ve savaş sonrasında Trianon Antlaşması'nı da imzalanınca, top­raklarının üçte ikisini kendisini çevreleyen beş devlete vermek zorunda kalarak, küçük bir orta Avrupa devleti konumuna düşürülmüştür.

İki savaş arasında büyük bocalamalar geçiren Macaristan, İkinci Dünya Savaşı sonrasında sosyalist bir rejime sürüklenerek, Sovyetler Birliği’nin etkisi altına giren doğu Avrupa ülkelerinin içerisinde yer almıştır. Macaristan Yahudileri tarafından desteklenen sosyalist rejim Rusya destekli olarak göreve gelince, hem milliyetçi akımlar hem de Turancılık hareketinin önünü kesmiş ve böylece; ülkede yeni bir denge oluşturmağa çalışmıştır.

Doğu Avrupa ülkelerinin İkinci Dünya Savaşı sonrasında, sosyalist bir yolu seçmesi, Balkanlar'da Rusya'nın etkisini artırdığı için, Pangermenizim ile beraber Panturanizmin önü kesilmiş, ama Rusya destekli Panslavizm bu bölgede etkili olmuşutur.

Macar milliyetçiliği ile beraber Alman hegemonya­sından çok çekinen Balkan bölgesindeki Musevi topluluklar, doğal olarak sosyalist rejimleri desteklemişlerdir. Macaristan'ın sosyalizme kayması üzerine, Turancılık gerilemiş ve Macar milliyetçiliği duraklamıştır. Macar Komü­nist Partisi bütün sol partileri birleştirerek ülkedeki sosyalist yapılanmayı güçlendirmiştir ve diğer siyasal akımlar da bu dönemde yasaklanmıştır.

Macaristan, Sosyalist rejim adı altında Stalinizm'in toplumları ve ulus­ları ezen tuzağına sürüklendiğinde, Macar ulusu bu gidişe karşı çıkmış ve 1956 yılında isyan ederek ülkede var olan milli potansiyelin desteği ile Stalinist baskı düzenine karşı direnen ilk doğu Avrupa Ülkesi olmuş­tur.

Macarların tarihten gelen “milli” karakteri, Turancılığın uzun yıl­lar boyunca oluşturduğu siyasal birikim ile birleşince, sos­yalist görünüm altında Panslavizmi uygulamaya çalışan Rus emperyalizmine karşı, ilk çıkış da, aslında hiç şaşırtıcı olmayacak biçimde, bu küçük ülkede gerçekleşmiştir. On iki yıl sonra ise, Macarların izinden gi­den ve onlarla benzer köke sahip olan Çek'ler de, 1968 yılında Stalinizme karşı isyan ederek, hak ve özgürlük arayışı içerisinde olmuşlardır.

Bu aşamadan sonra, soğuk savaşın son dö­nemine girilmiş ve bütün dünyada gençlik hareketleri öne çıkarılarak, sosyalist düzenlerin sarsılması kolayca sağlanmıştır. Bir toplumsal ara kademe olan gençler, dış destekler ile örgütlenerek, işçi sınıflarına karşı çıkmışlar ve böylece toplumsal dinamikler yavaş yavaş işçiler üzerinden gençlere kaydırılarak, işçi gücü kırılmış ve sosyalist bloğun dağılmasına giden yol kendiliğinden açılmıştır.

Macar ülkesi böylesine bir süreçte ciddi çalkantılar geçirmiş, Avusturya emperyalizmine karşı 1848, Rus emperyalizmine karşı da 1956 ihtilallarını yapan bu ulusal toplum; bin yıl önce kurmuş olduğu bağımsız devlet yapılanması arayışı içerisindeyken, Sovyetler Birliği dağılmış ve bunun sonucunda Varşova Paktı ortadan kalkınca da Macar Halk Cumhuriyeti yeniden bağımsızlığa kavuşarak, “Macar Cumhuriyeti” adını almıştır.

Soğuk savaş sonrasında bağımsızlığına kavuşan Macarlar, bu kez Trianon Antlaşmasıyla kaybettikleri eski bölgelerini yeniden ülke sınırlarına katmak için arayışa girişmişlerdir. Voyvodina bölgesinin Sırbistan’dan, Transjivanya bölgesinin Romanya'dan, bazı kuzey topraklarının Polonya ve Slovakya'dan geri alınabilmesi için, yeniden Macar milliyetçiliği devreye girmiş ve ülke politikasında etkili olmağa başlamıştır.

Macar milliyetçiliğinin güçlü bir Turancılığa kaymasını önleyebilme doğrultusunda ise, Macar Yahudileri liberal ve sosyalist kesimler ile işbirliği yapmışlardır. Yahudi asıllı Macarlar, bu ülkenin Soğuk Savaş sonrasında yeniden Turancı bir arayışa girmesinin önünü kesmeye çalışmışlardır.

İkinci Dünya Savaşı sürecinde, Almanya doğu Avrupa ülkelerini işgale başlayınca, Macar Yahudilerinin önemli bir kısmı Amerika Birleşik Dev­letlerine göç etmişlerdir. Daha sonraki dönemlerde bu ülkede çok başarılı bir ekonomik yapılanma içerisine giren Macar asıllı Yahudiler, zamanla güçlenerek kapitalist sistem içerisinde önemli yerlere gelmişlerdir.

Amerika Birleşik Devletleri'ndeki Macar Yahudilerin,n bazıları, oldukça ileri giderek Siyonist lobilerin yönetimlerini ele geçirmişlerdir.  Böylece ABD üzerinden geliştirilen Siyonist politikaların, Macaristan Devleti üzerinde etkili olmaya başladığı görülmüştür.

Sosyalist sistemin dağılmasından sonra, Macar Hun milliyetçiliği yeniden güç kazanmaya başlayınca, Turan­cılık bu ülkede tekrar önemli olmuş, orta Avrupa'da Alman baskısına ve doğu Avrupa'da ise Rus baskısına karşı Macarlar, yeniden Turancı bir siyaset ile doğuya açılarak, Bulgaristan ve Türkiye üzerinden geldikleri öz bölge olan Kafkasya ve Hazar bölgesine doğru, büyük arayış içerisine girmişlerdir.

Macar Yahudileri ise, ABD'de gittikçe güçlenerek ortaya çıktıklarında, kendi içlerinden George Soros gibi bir kapitalist sistem önderini çıkarmışlar ve bu önderlik üzerinden de yeni bir Hazar yapılanması arayışı içerisine girmişlerdir. Soros’tan sonra Sarkozy gibi Macar asıllı bir Musevi'nin Fransaya Devlet Başkanı olması ise, küreselleşme döneminde Siyonizm’in uluslar­arası alanda güç kazanmasına çok büyük katkıda bulunmuştur.

Macar Hun milliyetçileri, sosyalizm sonrasında yeniden Panturanizme yönelerek, Turan ülkeleriyle Germen ve Slav dünyalarına karşı bir ortklık oluşturmaya çalışırken; Macar Musevileri de, ABD'deki güçlü lobileri üzerinden, Siyonist bir
arayışa girerek, dünyanın merkezi coğrafyasında bir Büyük Orta Doğu ya da asıl olarak bir Büyük İsrail yapılanmasını gerçekleştirmeye yönelmişlerdir.

Turancılık fikri, Macaristan'ı Hazar bölgesi ve Turan boyları ile birlikteliğe yönlendirmek isterken, batı ülkelerinde örgütlenen Siyonizm de, Macaristan'ı merkezi coğrafya planlarında kullanmaya öncelik vermiştir.

Çok fazla gücü olmayan ve küçük bir ülke olan Macaristan Cumhuriyeti, küreselleşme döneminde, yani şu anda Turancı arayışlar ile Siyonist politikalar arasına sıkışıp kalmıştır. On milyon nüfuslu bu ülkenin yirmide biri oranında nüfusa sahip olan Macar Yahudilerinin, ABD'deki Siyonist lobiler tarafından yönlendirilmeleri ve hatta bu lobilerin yönetimine girmeleri, bu orta Avrupa ülkesini son dönemde ciddi bir gerginlik ortamına sürüklemiştir. Ülkeyi karıştıran birçok beklenmeyen gelişme, hızla bu devletin siyasal gündeminde yerini almıştır.

Yüzyılı aşkın bir süredir, Turan ülkeleriyle kurulacak büyük bir "Turan Birliği" peşinde olan Macar Cumhuriyeti, küreselleşme döneminde tamamen tersi bir doğrultuda yönlendirilmiştir. Macaristan, doğudan batıya doğru yöneltilmiş ve bugün Avrupa Bir­liği içerisinde tam üye olarak yerini almıştır. Macaristan'ın, Panturanizm peşinde koşan ülke iken, daha sonra tamamen tersi bir doğrultuda PanAvrupacılık olarak gündeme gelen Avrupa Birliği içerisinde yer alması, tarihin garip bir cilvesidir.

Kuzey Hazar bölgesinde yer alan bir Türk devleti olan Başkırdistan asıllı Macar Hunları, ana vatanlarına doğru Turancılık ile yönelmeye çalışırlarken, Rusya Panislavzm, Almanya Pangermenizm, Museviler de Siyonizm ile bu  ülkenin önünü kesmeğe ve kendi politikaları doğrultusunda kullanmağa yönelmişlerdir.

Küresel sermayenin desteğindeki ABD, tek dünya devleti olmağa çalışırken, doğu ülkelerinin kendisine rakip olmaması için bir süre Avrupa Birliği’ni desteklemiş, ama kendi istediği gibi yeni bir dengeyi bu yoldan kuramayınca da, bu kez Avrupa Birliğini desteklemekten vazgeçerek, Balkanlar üzerinden Orta Doğu bölgesine girişi stratejisini uygulamaya geçmiştir. 

Kosova savaşı ile başlayan bu yeni dönemde ABD ve İsrail ikilisi, küresel sermayenin desteği ile küresel Balkanlar projesini gündeme getirmişlerdir. Bu doğrultuda Balkan ülkeleri üzerinde, ama Avrupa Birliğinin dışında yeni politikalar uygulanmaya başlamıştır. Almanya ve Rusya'nın doğu Avrupa’daki etkisi kırılmak istendiği için de, eski Osmanlı İmparatorluğu’nun bugünkü varisi olan Türkiye Cumhuriyeti, yeni Os­manlıcılık görünümü ile Balkanlarda öne çıkarılmağa çalışılmıştır.

Doğu Avrupa ülkelerinin çoğunluğu, Avrupa Birliğinden önce NATO üyesi yapılarak, NATO üzerinden Atlantik politikalarının Balkanlara taşınmasına öncelik verilmiştir. ABD ve İsrail ikilisinin, küresel sermayenin desteği ile AB’ye karşı bir Balkan politikasına yönelmesi, Polonya ve Macaristan'a da, Almanya ve Rusya arasında yer alan orta Avrupa ülkeleri olarak stratejik önem kazandırmıştır.  ABD'li Siyonist lobiler bu iki  ülkeyi, Almanya ve Rusya yakınlaşmasına karşı merkezi güç olarak kullanmağa başlamışlardır.

ABD, yirmi yıllık küreselleşme döneminde, hedeflediği gibi tek bir dünya devletini kurmayı başaramayınca; yeni süper güçler, örneğin BRİC ülkeleri üzerinden Brezilya, Hindistan, Rusya ve Çin süper güçler ortaya çıkmıştır. ABD, bunun üzerine bir politika değişikliğine giderek; bu ülkeleri karşısına almak yerine G-20 bloğunu kurmuştur.

G-20 politikaları ile yeni dünya dengelerini oluşturmağa çalışan ABD, Avrupa Birliğine olan desteğini keserek, "Küresel Balkanlar Projesi"ne önem vermeye başlayınca, Polonya, Macaristan ve Makedonya ülke­leri Doğu Avrupa’da merkezi konumlarıyla büyük önem kazanmışlardır. ABD desteği azalınca da, Avrupa Birliği’nin Akdeniz ülkeleri ekonomik olarak çökmeğe başlamıştır.

 Avrupa Birliği’nin sarsıntı geçirmesiyle birlikte, Macaristan gibi küçük birlik üyesi devletlerde büyük ekonomik sarsıntılar öne çıkmıştır. Yunanistan ve İtalya IMF destekli yönetimlere doğru kayarken, Balkanlar'da daha ileri bir aşamaya geçilmiştir. Yunanistan'ın yeniden eski Osmanlı hinterlandına dönmesi konuşulmaya, Makedonya'da yeni bir ABD yapılanması hazırlanmaya başlanmıştır. 

Macaristan ise, Kosova'ya yerleşen ABD'nin yön­lendirmesi ile Avrupa Birliği’nden Küresel Balkanlar Projesi'ne doğru bir kayma göstermiştir. Euro bölgesindeki ekonomik sarsıntı Akdeniz ülkelerinden sonra, Macaristan'da da ortaya çıkarak, Avrupa Birliğini merkezi bölgede sarsmağa başlamıştır. Yaşanan ekonomik sarsıntı üzerine, IMF ve Dünya Bankası devreye girerken, ABD ve İsrail ikilisinin Avrupa kıtasal oluşumuna alternatif olarak gündeme getirmiş olduğu, Küresel Balkanlar Projesi hız kazanmıştır. İşte Macaristan'ın son günlerde fazlasıyla tartışılması bu süreç içinde öne çıkmıştır.

Dünya basınında ve medyasında artık bir Macaristan sorunu vardır. Bu sorun Avrupa Birliği’nin devam edip etmeyeceğinin kilit konusu haline gelmektedir. Tıpkı Yunanistan ve İtalya gibi, IMF ve Dünya Bankasından yardım istemek zorunda kalan Macaristan'ı ne Avrupa Birliği ne de Almanya kurtaramamıştır. Bu ülke, giderek bir ekonomik krize sürüklenmiştir.

Avrupa Birliğine giriş ile beraber bütün ekonomik varlığını yabancı şirketle­ri kaptıran Macaristan, diğer doğu Avrupa ülkeleri gibi yoksul bir ülke konumuna düşmüş ve eski sosyalist rejimi arar hale gelmiştir. Küresel sermayenin denetimi altındaki uluslararası tekelci şirketler, girdikleri bütün ülkelerdeki ekonomik varlıklara el koyarken, Macar ulusunun zenginliklerini de elinden almışlardır.

Son dönemde Macaristan'da iktidar olan merkez sağ parti, ekonomik çöküşü önlemek ve ülkeyi bu darboğazdan kurtarmak üzere, bazı otoriter önlemler almaya başlayınca, Avrupa kamuoyu ayağa kalkarak tepki göstermiş ve bu ülkenin kendi kaderini ulusal programlar yolu ile kurtarmasına izin vermemiştir.

Önceki Hükümet, yeni bir anayasa ile Macar Cumhuriyeti’nin adını, “Macaristan Ülkesi” olarak değiştirerek, küreselleşmenin ulus devletleri tasfiyesi planına uygun bir adım atmıştır. Macar ülkesi bir ülke adı olarak anayasada sadece Macaristan biçiminde yer almıştır. Macaristan Halk Birliği adı altında iktidara gelen merkez sağ iktidar, aldığı olağanüstü önlemler aracılığı ile ülkeyi çıkmazdan kurtarmağa çalışırken, dünya medyasında bu ülke demokrasiden uzaklaşmakla suçlanmış ve başbakanın diktatörlüğe kaydığı öne sürülmüştür.

Sosyalizm sonrasında liberal politika ile bir sömürge durumuna sürüklenen Macaristan, devlet olarak çökerken, Macar ulusu içinde yeniden milliyetçilik akımları güçlenmeğe başlamış ve bu durumun doğal sonucu olarak da Turancılık yeniden Macar politikasında ön plandaki yerini almıştır. Küresel liberal politikalar Avrupa Birliğini sarsarken, birlik üyesi ülkeleri ekonomik olarak çökertirken Macaristan gibi eski bir ülkede kendini koruma refleksi olarak milliyetçi akımlar güç kazanmıştır.

Bugünkü Macar iktidarı merkez sağ bir parti olarak diğer milliyetçi grupların desteği ile iktidara gelmiş ve küresel liberal politikaların çökerttiği ülkeyi kurtarabilme doğrultusunda olağanüstü önlemlere yönelmek zorunda kalmıştır. Macaristan ikinci bir Yunanistan olmamak için mücadele ederken, küresel medya ve sermaye bu ülkeyi diktatörlüğe kaymakla suçlamaya başlamıştır. Sosyalizm sonrasında batı kapitalizmi doğu Avrupa ülkelerini yeniden sömürgeleştirirken, köklü bir devlet geleneğine sahip olan Macar Hunları, bu duruma isyan ederek yeniden Turancı arayışlara yönelmişlerdir.

Merkez sağ bir parti Macar ulusunun desteği ile ülkeyi kurtarmaya yönelirken, daha uç noktada milliyetçi akımların Turancı siyasetlere yöneldiği görülmüştür. Yeni anayasa iktidara daha otoriter yetkiler getirerek, ülkenin dağılmasını önleme yolunda gündeme gelmiş, daha sağdaki milliyetci akımlar, “Daha iyi Macaristan Hareketi” adı altında yeni bir siyasi parti oluşumu ile kısa adı JOBBİK olan bir örgütlenmeyi Macarlara yeni bir alternatif olarak sunmuşlardır.

Eski Turancılar gibi batı emperyalizmine ve Siyonizm’e karşı çıkan bu yeni Turancı siyasal oluşum, bir İdil-Ural-Altay kardeşliğini, Turan ülkeleriyle bir araya gelerek aramaya başlamıştır. Sovyetler Birliği sonrasındaki dönemim ana özelliğini ifade eden Tanklar çekildi, bankalar geldi" sloganı ile ortaya çıkan yeni Turancı Hareket, küresel emperyalizmin küçük devletleri ve ulusları köleleştirmesine cesurca açıktan karşı çıkmaktadır.

Avrupa Birliğine girdikten sonra bütün ekonomik zenginliklerini küresel şirketlere kaptıran Macar ulusunun, yeniden kendi geleceğine egemen olabilmesi için JOBBİK isimli Turancı parti, bugünkü iktidardaki FİDESZ Partisi'nin programlarını ve yönetimini, küresel emperyalizme ve Siyonizm’e karşı desteklemektedir. Aslında sağ kanattaki bütün parti ve gruplar, bugünkü iktidarın milli programını dayanışma içinde desteklemektedirler. Öte taraftan Dünya Türkleri de, Macar Hunlarına büyük moral destek vemektedir.

"Macaristan Macarlarındır/Hunlarındır" sloganı ile ülkeyi, yeniden bir mili düzene kavuşturmağa çalışan FİDESZ Partisi, Trianon Antlaşmasıyla Macaristan'dan koparılan üç büyük bölgenin yediden Macaristan'a dahil edilmesini gündeme getirmektedir. 10 milyon nüfusu ile varlığını korumağa çalışan Macaristan, sınır dışında bırakılan 5 milyon Macarın da Macaristan vatandaşı olmasını istemektedirler.

15 milyonluk bir Büyük Macaristan kurmak beklentisi, Macar milliyetçilerini ve Turancıları seferber etmiştir. Trianon Antlaşmasının bir asırlık kapanmayan yarasını artık kapat­manın zamanının geldiğini bütün Macar partileri dile getirmektedirler. Komşu ülkelerde sıkıntıda yaşayan Macarları kurtarmak, yeniden Macaristan devletinin ana politikası haline gelirken, büyüyen Macaristan kendine yeterli bir ülke haline gelerek, dışa bağımlı olmaktan kurtulma çabasındadır.

Hükümetin, Macaristan Merkez Bankası'nı denetimi altına almasına, batılı ülkeler şiddetle karşı çıkarken, küresel şirketlerin çıkarları doğrultusunda bu ülkenin yeniden toparlanmasına ise izin vermemektedirler. Çökmüş olan Yunanistan sonrasıda, yeni bir Yunan batağının bu ülkede ortaya çıkmaması için verilen mücadele, Macaristan'ı yeniden Turancı arayışa götürecek gibi görünmektedir. Bu aşamada küresel emperyalizm ve Siyonizm’in de, dünya dengelerini yeniden düşünmelerinin zamanı gelmiştir. Türkiye’nin ise artık,  yaşanan olaylardan bir ders çıkarması gerekmektedir.

 

YARARLANILAN KAYNAKLAR:

1-Şerif Beştav, Türk-Macar İlişkileri, Türk-Macar Dostluk Derneği Yayını, Ankara, 2005.

2-Mehmet Ergün, Macar İhtilali, Akşam Yayını, İstanbul, 1967.

3-Tarık Demirkan, Macar Turancıları, Tarih Vakfı Yayını, İstanbul, 2000.

4-Nizam Önen, İki Turan, İletişim Yayınları, İstanbul, 2005.

5-Hicaran Yusufoğlu, Osmanlı-Macar İlişkileri, Türk-Macar Dostluk Derneği Yayını, Ankara, 1998.

 

www.anilcecen.info

www.globalidilaltay.com

KÜRESEL İDİL-ALTAY SİVİL HAREKETİ 


Yorumlar - Yorum Yaz


Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam11
Toplam Ziyaret111827