EGEMENLİK MİLLETİNDİR!


EGEMENLİK
KAYITSIZ ŞARTSIZ MİLLETİNDİR
**SİTEMİZİN ANDROİD UYGULAMASI
Üyelik Girişi
MENGÜ SİTE :

“BİZ” OLMA MANİFESTOSU - II

www.globalidilaltay.com

     "Millete hizmet etmek için elinden ne geliyorsa, önce onunla işe başla.” Ismail Gaspıralı

     

 "BİZ" OLMA MANİFESTOSU – II

     SİYASAL İRADE ve SİVİL İRADE AYRIMI


Türk Milleti’nin, ana akım evrensel ideolojisi “Türkçülük" ideolojisidir. Türkçülük ideolojisini, Amerkanizm gibi küresel bir ideoloji olarak düşünmek gerekir. Bu doğrultudaki küresel amaç ve hedeflerin somutlaşması mücadelesini yansıtır.

 

Henüz küre ölçüsünde somut bir başarıya ulaşmamıştır. Türkçülük ideolojisi, bugüne kadar dört biçimde gerçekleşmiştir: Kırım, Kazan ve Azerbaycan Türklerinin millî uyanışı ile Türkiye Cumhuriyeti’nin bir millî devlet olarak resmen kuruluşu. Bugün ise, başta Orta Asya, Batı Türkistan olmak üzere bütün Türk Dünyası, Avristan, Avrasya ve İdil-Altay Küresi'ne şekil vermek üzere bir gelişim evresi yaşamaktadır.

 

Osmanlı’nın çöküş döneminin çalkantılı ortamı, birçok siyasî düşüncenin laboratuarı olmuştur. Bunlar içinde özellikle
Osmanlıcılık, İslamcılık, Batıcılık (mandacılık ile ayrımcılık da dâhil) ve Türkçülük ideolojileri yer alır. Bu ideolojiler içinde, Türkçülük ideolojisi başarılı olmuş tek ideolojidir. Mustafa Kemal Atatürk gibi, Kızıl işgal altındaki Türk Yurtları’nın liderleri de, Türkçülük ideolojisi içinde saf tutmuşlardır

 

Türkçülük ideolojisi, uzak ve yakın Atalarımızın, çok büyük tarihî çağ farklılıklarına rağmen, ortak bir ruh ve algı ile bize bıraktıkları en kutsal emanettir. Kuvva-i Milliye Ruhu’nun kaynağıdır. 1939 yılından itibaren bu büyük emanete, giderek artan oranda ihanet edilmiş ve maalesef bu günlere gelinmiştir. Bugün yeniden, bu ideolojinin dinamizmine ve aktörlüğüne büyük ihtiyaç doğmuştur. 

 

Bugünkü modern siyasal kuram içinde, Türkçülük ideolojisinin teorik kökenini, kabaca Enver Paşacı anlayış olarak bilinen, “bütün Türklerin tek devlet ve tek bayrak altında birleşmesi” tasavvuru içinde aramak gerçeklik dışıdır. Modern Türkçülük ideolojisinin teorik temelleri, bir Siyaset Bilimci olan Yusuf Akçura tarafından belirlenmiştir ve bugüne kadar da gerçekleştirilmiştir. Bu da, “millî /ulusal devletlerin var edilmesi” düşüncesini ifade etmektedir.

 

Yüz yıldır yaşanan millileşme aşaması, henüz siyasal bağımsızlığını elde etmemiş olan Özerk Türk Cumhuriyetleri’nin varlığını göz ardı etmemek koşuluyla, artık Türk soylu halk için, yani günümüzdeki yaygın kullanımı ile Türk Dünyası için büyük ölçüde tamamlanmıştır. Egemen sınıfları tartışmalı olsa bile, bugüne kadar Millî Devletlerimiz aşama aşama kurulmuştur.

 

Bütün bu uzun süreç boyunca, modern siyasal tarih içinde, Türkçülük ideolojisi de hem teorik hem de pratik düzlemde
epeyce gelişmiştir. Şimdi ise, Türk tarihinin yeni bir dönüm anı gelip çatmıştır. Gidişat, bize evrenselleşme ve küreselleşme olgusunu dayatmaktadır.

 

Bu anlamda, millî/ulusal devletlerimizin kendi öz varlıklarını koruyarak, buluşma zamanın giderek yaklaştığını haber vermektedir. Türk tarihinin yaşamakta olduğu bu büyük olgunlaşma anı ve aslında yüzlerce yıldır beklenen büyük deneyim için, Avrupa Birliği örneği bize mükemmel bir rol modellik sağlamaktadır.

 

Özü itibariyle, bir din ve iktisadî çıkar birliği olan Avrupa Birliği’ni aşacak yeni bir deneyimi, tarihî koşullar yakınlaştırmakta ve olgunlaştırmaktadır. Hem Avrupa Birliği’ni, hem millî devletleri hem de Turan Birliği’ni aşacak olan “Küresel Anadolu-İdil-Altay Birliği” kurulmak zorundadır. Bunun için de öncelikle bir Sivil hareket başlatılarak, uzun sürecek bir çalışma ile siyasal toplum (devlet) hazır hale getirilmelidir. Birinci aşamada, Japonya’dan Macaristan’a kadar geniş bir algı içinde, yeni köprüler kurarak Küresel İdil-Altay sivil örgütlenmesi gerçekleştirilmelidir. Sivil örgütlülüğün ardından, siyasal örgütlülük dönemi doğacaktır.

 

Bu hareket “BİZ” olmayı başaran sivil bireylerin, alttan gelen itici güçleri ile gerçekleşecektir. Devletin üstten elen baskıcı gücü, gerekli bir etken olarak görülmeyecektir, ancak saptırıcı olmadıkça devletin destekleyici gücünden ve işbirliğinden de her zaman yararlanılacaktır. Bu proje ile Hukuk Devleti’nin ve demokratik yasal koşulların imkânları ölçüsünde, devlet ve millet iki ayrı olgu olarak düşünülerek, devletten görece bağımsız bir sivil toplum hareketi gerçekleştirilecektir. Dil kökenli ortaklığın, varlığın ve gücün küreselleşmesi yaşanacaktır. Batı Dünyası bunu çok önceden planlamış ve başarmıştır.

 

Bugün bir ölçüde zaten halkları epeyce hazır olan İdil-Altay ülkelerinin, “Hun-Türk-Moğol” köken birlikteliği ve uzak tarih ortaklığının verdiği dil grubu birlikteliği, bu coğrafya insanını amaç ve ruh birlikteliğine getirmiş durumdadır. Geriye “ilke” birlikteliği kalmıştır. Bu da “KÖPRÜLER” kurarak verilecek olan yoğun bir mücadele ile aşılacaktır.

 

Bu aşamada, hiç kuşkusuz Türkçülük ideolojisi de, büyük bir sıçrama yaşayarak çok geniş bir coğrafyada, Amerikan Yerlilerini de içine alarak, “Küresel Anadolu-İdil-Altay İdeolojisi”ne dönüşmektedir. Sonuçta, Ural-Altay dil grubunu oluşturanların küresel dünyasına adım atılacaktır. Tekrar vurgulamak gerekirse, bu bir DEVLET projesi değildir, bir SİVİL Hareket’tir, MİLLET hareketidir.

 

“SİVİL” kavramı, resmi olmamayı, bireylerin kendi kişisel kararlarını uygulama hakkını kullanmayı, yani girişimcilik özgürlüğünü ifade eder. Burada şu açıklamayı yapmak gerekiyor; “Siyasal Toplum” Devlettir, “Sivil Toplum” ise Millettir (ulus/halk). Batı dünyasından başlayarak, 18. yüzyıldan itibaren liberal düşüncenin gelişimi doğrultusunda, bu iki toplum birbirinden ayrışmıştır.

 

Oysa bizde, bilgisiz, yetersiz ve kimi de kasıtlı kullanan siyasetçilerimiz yüzünden, “asker-sivil ayrımı” diye bir uydurma anlayış empoze edilmektedir. Bu saçmalık, Siyaset Bilimi bakımından temelsizdir. Ordu, kurum ve görev olarak Siyasal Toplum olan devletin yasal baskı aygıtıdır. Ama Ordunun bireyleri ise, Sivil Toplumun, yani milletin-ulusun-halkın parçasıdır. Biz bir Millî Devlet olarak kurulduğumuz için, bizde asıl olarak "Millet" kavramı geçerlidir. Ordumuzun mensupları da, birey olarak zaten sivildir, tıpkı öğretmen gibi, savcı gibi ya da devlet alanında çalışan diğer meslek sahipleri gibi, sivil milletin aziz bir parçasıdırlar.

 

Amerikan ideolojileri, 19. yüzyıldan itibaren dünyaya yayılmış ve Türkleri çok etkilemiştir; ancak hayli ilgi çekicidir ki, Anadolu-İdil-Altay Hareketi de, şimdilerde Amerika’ya yayılmaktadır. Sibirya kökenli Lakota ve Çeroke Yerlilerinin, millî mücadelesi, ABD’nin adım adım yaşadığı tarihî olgunlaşmanın görünmeyen cephesini şaşırtıcı biçimde aks ettirmektedir.

 

Bu gelişmeyi kültür ve bilim dünyasında algılayanların sayısı giderek artmaktadır. Ne yazık ki çoğu zaman insanlar, kendi ömürleri ile tarihin ömrünü yakınlaştırırlar ve tarihin gözle görülmeyen muazzam olgunlaşmasını, bu algı yanılgısıyla reddederler. İşte bilimin ışığı, bu karartının aydınlığı
olmalıdır. Bunun içinse, ne kadar tutkulu olunursa olunsun, önce dürüst/etik olmak gerekir.

 

Bu anlayışla, yani tutkuyla, ama bir o kadar da dürüst bir tarafsızlıkla her geçen gün daha iyi anlıyorum ki, tüm dünyadaki İdil-Ural dil kökenlilerin ve bu köke eklemlenmiş olanların dünyasında, çok dikkat çekici bir dönüşüm anı yaşanmaktadır.

 

Burada sadece birkaç örneği hemen hatırlatayım; en başta iktisadi, kültürel ve akademik alanda yaşanan muazzam hareketlilik, ulaşılan üretim yoğunluğu takdir edilecek bir oranda artmıştır. Karşılıklı çalışmalar yeni fikirleri, tezleri ve çalışma alanlarını teşvik edici önermeler sunmaktadır. Örneğin Ege Üniversitesi Türk Dünyası Araştırmaları Enstitüsü’nde yapılan ve Alp-Elf bağlantılarını analiz eden mitoloji incelemesi gibi, Türk kültürünün “İdil merkezli” varlığı yeniden konu olmaya başlamıştır.

 

Öte yanda Macaristan’da düzenli olarak yapılan Hun-Turan Kurultayları, bu doğrultuda çok önemli bir istikrarlı güç kaynağıdır. Macaristan JOBBİK Partisi Genel Başkan Yardımcısı’nın Türkiye ziyareti ve “kendimiz Avrupa Birliği’ndeyiz, ama aklımız Turan’dadır” sözleri, gelecek için önemli bir işarettir. Aynı şekilde, Japonya-Uygur yakınlaşması hiç de hafife alınamayacak tarihî bir kırılmadır. Bu kırılmayı iddia edildiği gibi Japonya-Çin geriliminden çok, asıl olarak Japonya-Turan yakınlaşması yaratmıştır.

 

Kuşkusuz bu noktada yıllardır çaba harcayan TİKA, TÜRKSOY gibi kurumların, EKO-AVRASYA gibi dergilerin, gittikçe güç kazanan Türk Dayanışma Konseyi’nin, gönüllü hizmet veren sayısız Strateji ve Düşünce Kurumunun, sayısı her geçen gün artan yayınların, doğrudan uzmanların, bu uğurda büyük emek harcayan gönüllülerin, konseylerde, TürkBirDev’de ve çeşitli derneklerde iş yapan gönüllü gruplarının etkisi büyüktür. Yıllardır, Türkiye’de daha çok tek bir partinin, yeterince etkili olamayan bir politikası olarak yaşatılmaya çalışılan bu büyük Millî Emanet, şimdi asıl sahibi, Türk Milleti tarafından kutsanmakta ve devralınmaktadır.

 

Bugün bu eksen içinde, somut bir başarıolarak yükselmekte olan saygın çalışmalar ve projeler, tarihin pek fark edilemeyen muazzam dönüşüm anını gerçekleştirmektedir. Bu çabayı öne geçiren güçlü adımlar, tarih sahnesi içinde yerini korkusuzca almıştır. Akademisyenlerin, Eğitimcilerin, Mühendis ve Mimarların, Sanatçıların, meslek örgütlenmelerinin önemli çalışmaları gerçekleşmektedir.

 

Bütün bunlara, iktisadi bağlantıların artan gücünü ve artık yüz milyonlarca insana ulaşan “Çoğunluğun Bilinçli Dönüşümü”nü ekliyor, sözü daha fazla uzatmadan bizzat şahit olduğum, Amerikan Yerlilerinin Turan Kardeşliği Projesini ve sayıları yüz milyonlarcayı bulan internetteki Küresel İdil-Altay sanal buluşmasını vurguluyorum. Evet, Türkçülük ideolojisinin milli sınırları çoktan aşılmış ve giderek küresel alana yayılmıştır.

 

* Fotoğraf: 6. yüzyıl Budist Türk Kağanı (Çin-Kansu buluntusu)                              

  DOÇ. DR. BETÜL KARAGÖZ

                                                        www.globalidilaltay.com


Yorumlar - Yorum Yaz


Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam20
Toplam Ziyaret110529